» 8/5/2008 - Hayata ßaşladığım Yerde,Kalbindeyim...
Adına aşk koyduğun o büyük boşluğa ben koca bir hayat sığdırdım... Beni sevmemene isyan edip kaçmak, sende aradıklarımı hayatla doldurmaya çalışmak, ruhumun en büyük yanılgısıydı... Hayat bana en acımasız yüzünü sevgini inkar ettiğim zamanlarda gösterdi... Ve şimdi asıl olmam gereken yerde, hayata başladığım yerde, kalbindeyim... Vazgeçilmez oluşunun sırrı bu işte: Senin olmadığın yerde ne olduğunu biliyorum...
Öznesiz cümleler kurmaya alışmıştım ben oysa... Yalnızlığıma, ıssızlığıma sahip çıkmıştım onca kalabalığın arasında.. Korkularımdan korkmamayı öğreniyordum yavaş yavaş... Hayallere düşlere sığınıp onlarla avunuyor...
Küçücük mutluluklara, hayata dair geçici heveslere sarılıp gülümseyebiliyordum... Geride bırakmıştım bütün hüzünleri, ertelenmişleri, yaşanmışları, yarım kalmışları... Yürüyordum ardıma bakmadan kendi yolumda... Geçmişin izleri bazen takılıyordu ayaklarıma bir yerlerde... Ama ben aldırmadan yürüyordum işte... Sevdaya dair hikayelerin noktasını koymuştu hayat yıllar öncesinde... Ben de çaresizce boyun eğmiştim ona... Bence mutluydum ben kendi kendimle... Hiç beklemediğim bir zamanda, ansızın çıktın yollarıma...
Yalan mıydın sen...! Yalan bunca ısıtabilir miydi ruhumu...!
Bilseydim dinler miydim seni...! Geçmişimden koparıp, beni alıp gitmene izin verir miydim...! Görseydim, eğer sonunu görseydim... Başlamadan daha, orada dur derdim...! Bilseydim, eğer sonunu bilseydim... "Sevme bırak" derdim...! "Sevme, uzak dur"...!
Geldiğin gibi de gittin ansızın bir gün... Sensizliğe alışmak daha zordu yalnızlığa alışmaktan... Şimdi öznesi sensin cümlelerimin, yüklemleri yok...
Sensiz günüm zordu zaten, bir de sen geldin üstüne... Yokluklarım yetmezmiş gibi, sen de eklendin üstüne...
Ben zaten bunları sen olmadan da yaşardım... Ne gerek vardı sana, sensiz de yalnız kalırdım... Ben zaten sen olmadan da ağlardım isteseydim eğer... Ne gerek vardı sana...!
Bu gün yalnızlığımı , mutsuzluğumu satılığa çıkardım. İlk sahibindendir. Kullanmamıştır başka hiçkimse. İlk yürek kırığımdan. İlk kalp ağrımdan. İlk kez SEVDİM SENİ deyipde yüreğime aldığımdan. Bilmiyordum ilklerin bu kadar acı vereceğini.
İlk Aşkın bu kadar ağlatacağını. Çekip gittiğinde bile hala deli gibi seveceğimi. Bilmezdim onu affetmek için inadına bahaneler arayacağımı. Gece adını silip uyuyupda , sabah uyandığımda hatırlayacağımı bilmezdim.
Yalnız camları kırıldı. En son yürek harbinde. Cam kırıkları hala üzerinde. Afedersiniz temizlemeye olmadı fırsatım. Ya da ne bileyim işte gelmedi temizlemek içimden. Siz aldığınızda komple geçirirsniz bir elden. Temizlersiniz iyice.
Ama her cam kırıklığında nasıl acıdı canım bilmezsiniz siz. İzin verdim işte sırça camlarımın kırılmasına. Dedim ya. Son AŞK harbinden kalma.
Gönül kapılarımında otomatik kilidi bozuldu. Nedense kitli kalmış. Bir daha açamadım. Zaten yüreğimde içerde kaldı. Sevgiyse dışarda. Yani anlıyacağınız kalbim sevgisizlikten öldü. tamirciye */ürdüğünüzde kalbimin naaşınıda teslim edersiniz bana. Malum anılarım hep o yürekte saklıydı.
Haketmiştir o şimdi anlı şanlı bir cenaze törenini. Cenazemde bir tek o vefasız olmasın. Korkarım yüreğimin yeniden canlanmasından, hayata sarılmasından. Ona bir daha , bir daha güvenmesinden.
Biraz hor kullanılmıştır. yaları, sırçaları dökülmüştür. ee tabi kolay olmadı. AŞK'ın ardından, yaralanmış kalması. Giderken "senden intikam almam " demişti ama.
Gün aşırı , artık sinirinden mi,hıncından mı yoksa aşkından mı yaptı bilmem. Gelip çizdi yüreğimi hep. Her çizdiğinde onarılmaz yaralar açtı. Sanırım onu bir yalancı boyacıya */ürüp boyatmanız gerekecek.
Kilometresi , o sıfırı aşalı çok oldu. Dedim ya kullanıldı biraz. Hemde hor kullanıldı. Kapanmayan yaralar açıldı. Gizli saklı ,görünmeyecek yerlerde. Ben ona güvenip inanırken o yüreğimi haince kullanmakla meşguldü.
Şimdi gelelim , tüccar alıcı. Seninle pazarlığımıza. Artık AŞK yok,olmazda zaten. Bir onaydı sevdam. O da geçti sevdamdan. Ben sana anlattım tüm olan biteni , artık biliyorsun.
Bu yürek ilk sahibinden Camları kırılmış Boyası dökülmüş Dışı çizik çizilmiş otomatik kilidi bozulmuş Çok saklı gizli yerleri yara almış Birazda kilometre yapmış.
Söylesene kaç para eder yalnızlığım. Ne verirsen razıyım al götür yalnızlığımı..!!
» 2/5/2008 - Hadi Anlatsana Beni Kaç Harf Sevdin ?
Söylesene beni kaç harfle sevdin? Hani anlat desem içindeki sevgiyi, ilk kelimenden sonra kaç dakika sürer? Zamanı ellerimle yakasından tutup havaya kaldırsam ne kadar anlatırdın? Hadi anlatsana beni kaç harf sevdin?
Oyunuma geldin sevgili. Kandırdım seni az önce. Bana olan sevgin kaç harf diye sordum sende bana anlatmaya başladın.
Cümlelerle kelimeleri süsleyerek anlatmak yeterli oldu.
Demek sadece SENİ ÇOK SEVİYORUM da özetim. Oysa bana yaşadığımızı sandığım bu büyük aşkı tarif edememen lazımdı.
Ağzından hiçbir kelime çıkmamalıydı. Düğümlenmeliydi ses tellerin, ellerin titremeli, avuçların terlemeliydi. Bocalamalıydın. Her anlatmaya kalktığında saçmalayıp örneklerle izah etmeye çalışmalıydın. Başaramamalıydın.
Anlamını bilecek kadar bir aşk bize yakışmazdı oysa. Bak sokaklara hep onlarla dolu. Ellerinden tutabildiğin bir Aşk bu sendeki. Bana olan sevgini özetlememeliydin sevgili. Özetlenecek bir Aşk sadece kitaplara konu. Yazılabilecek kadar basit bir aşkı ben bir damla gözyaşıyla anlatırdım sana.
Bana benim sorumu sorma sevgili. Peki, sen anlat o zaman deme bana. Beni sadece 16 harf seven birisine ben ne anlatayım ?..
Aşk suskunluğumdu benim! Kendime ırak bir kentten çok sesli bir ağırlama, içten bir ikrarın yetmeyen teşekkürlü karşılığı. Oysa sunulan hayattı, yazgısında deli kız oyası. Deliksiz uyuyacağım, geç kal bu gece.
Aşk yanımdı benim! Kelimesiz, hecesiz ama ağlamaklı... Yerlerde sürünen gözyaşlarımda yalnız olmamanın iması! Acele etme bu gece. Tam vaktinde gelişinden değil mi öncemizdeki aşklar? . Aşk vurgunumdu benim! Yaralı ama kansız... Acılı ama feryatsız… Ağlayan keman, sızılanan kaval… Beklenmedik ihanetti buluşmamız. Yıllardır vardı ve çok az yakardı. Şimdi burada, sahibinden uzak…
Aşk yazımdı benim! Aşk yazdığımdı, okuduğundu. Bu geceyi geç ömrümden. Bu gece geç bir vakit ömrümde. Oturduğum masada şaraplık bir tat, tütünde tutuksuz bir nefes.
Yetişme bana, geç kal! Erkenciliğin değil miydi, bize koca bir geleceği geciktiren?
Aşk heyecanımdı benim! Vursalar ölmezdim o heyecandaki kadar. Sevseler mutlu olmazdım o titremedeki kadar. Voltalar uzuyordu ayağımda. Zaman uzuyordu. Sancı sığmıyordu bedenime. Delilikti, serserilikti, güzeldi…
Aşk itirafımdı benim! Okunan, dinlenen ama bilinmeyen... Söylesem, dilimde kekremsi bir tat bırakırdı. Sustum, dilimle geldi bütün belalar… Dili belası sayfalarımın övgüleri, asılı kaldı aklında. Şımarıklığım korkun oldu, usluluğum hayalin! Değişemedim onca değişimde, onca yenilikte… Buydum ben, bulduğun gibi. Koruduğum aslındı, kaybettiğim aslım!
Buydu galiba aşk! En can alıcı noktada bir İstanbul kaçağı, birçok A’lı kent kaçamağı, bir gözyaşı bozgunu, bir kavuşma, bir ayrılık ve bin ölüm… Sayısız dirilişte aynı yemin! Döndüğüm sözümde hayâsız yalan. Tek varlığım ve tek yokluğum… Yaram ve merhemim… Kazanmadığım ama hep kaybettiğim. Evet, buydu aşk!
Aşk yasağımdı benim! Uzaklığını ölçtüğüm bir şarkı, tınısını mırıldandığımda anlamı beynime oturan bir müzik. Tuzağı yoktu arada. Geçit veren dağlar, ayağa dolanmayan yollar ve aşıldıkça genişleyen, bereketinde güneş kavrukluğu ovalar… Geç kal bu gece, zamancılığın değil miydi bizi bekleten, duvar önü ameleliliğinde?
Aşk çözümümdü benim! Düğümlerin çıkmazından, elime düşen tek bir seni seviyorum’du. Gelişemedik uluorta. Durduk bulanıklığımızda; durulmadık durgunluğumuzda. Çarptık, düştük… Ayağa kalktık yardımsız. Seni seviyorum’du her şeyin en baştaki sonu. Söyledik, duyduk, yeniden düştük ve kalkamadık yardımlı. Gelmedi acil adamlar. Sen yine de, bu gece gelirken yolu uzat ve getirme yanında, başka yarınlarını.
Aşk engelimdi benim! Burkulan yanıma yerleşen yalnızlığına eş, diğer yanımda onmaz bir gelecek… Artık bir gece bu karanlık! Gelme, kendim kendimi avuttum!
KAHRAMAN TAZEOĞLU'nun "susacak var" adlı kitabından
Sen gittin içimde sende kalan kırıntılar , bir sabah namazı eşliğinde içimde hiç büyümemiş bir çocuk mezarı, gözlerim Suskun, yüreğimde ayazlar, martılar firarda, bu bir veda.. Sen gittin karanlığa gömüldüm, yalnızlığa sürüldüm, yüreğimde çatlaklar, yüzümde cam kırıklıkları. Söylenmemiş sözleri iki dudak arasında sıkıştırıp kuruttum ve yazdım sensiz gecen her saniyenin küf tutmuş duvarlarına sana dair pas tutmaya mahkum acı dolu sözleri. Yarınlarımı avuç içinde parçaladım göz kenarında beklettiğim seni “gözyaşlarıma teslim ettim.“
Küçük bir çocuğun korkulu bakışları arasında yitirdim sabrımı. Hayallerim tepe taklak, nedenler yanı başımda sözlerim ağır, yüreğimde acı .. Cevabı olmayan sorular biriktirdim sessizliğin koynunda Yarını olmayan tozlu yollara saptım, bir kelebeğin yaşamı kadar yaşam biçtim kendime. Yüreğimi idam sehpası bilip nefesimi iki gözünün hayalleri arasında sallandırdım Sen gittin yaşam ve sen arasındaki çizgiyi sırat bildim Yüreğimde devrimler yarattım, hayallerimin sınırlarını aştım Bir zamanlar uçmaya yeltenen kanatlarımı kırdım bir bir . Kalemimi kağıda sapladım, senli cümlelerin canına okudum Zamansız uyandım senli düşlerden, rüyalarım karmakarışık Bir şehir yaratmıştım düşümde içinde ağlayan çocuklar Yağmurlar yağıyordu iç tenim ıslaktı benim Sen gittin çığlıklar devrildi üzerime, ağıtlar yaktım karanlığın en ücra köşelerinde. Etrafımdaki manzaralar uykusuz, çocuk gülüşlerimde saklı her şey Gitmeseydin, gözlerine salıncak kurup sallanacaktım çocuksu masumiyetimle. Sen gittin İsyanları çoğalttım gözlerimin tetiğinde bir bir döktüm mermi çekirdeklerini ayak uçlarıma Kanayan dudaklarıma tuz bastım. İzmaritler üzerinde bıraktığın ruj izlerine bakıp ağladım sensiz günlerin arifesinde Ama yoksun ya ciğerimde söndürdüm yokluğunda yakılan haddi hesabı olmayan sigara izmaritlerini. Şimdi kelimelerim kör, cümlelerim topal kaldı Sen gittin bir yarım sende kaldı, sen geçen tüm yollar işgalde. Hüzün işlemeli ağıtlar krosu eşliğinde bitirdim yokluğunun pas tutmuş umutsuz çığlıklarını. Müziksiz şarkılar arasında küfürlü sözler oldum .. Öksüz kalmış benliğimin zamanlarında kaybettim berraklığımı. Kendi masalımı yazıyorum ölüm biçtiğim sonlarıma doğru bir varmışlarda bir yokmuşlar da diye başlayan Meşgul bir ton, kırık bir hece bıraktım ardımda, dönülmez tövbelere gömdüm kendimi. Anonim türkülerin boşluğuna bırakıyorum parçalarımı Sen gittin ötenazi nöbetlerinde söndürdüm sensiz doğacak güneşi gözbebeklerimde.
» 24/4/2008 - Seni ÖzLemenin Kitabını YazabiLirim...!
Seni özlemenin ne demek olduğunu sor bana... Yetmiş iki dilde anlatabilirim... Kitabını yazabilirim sayfalarca... Yalnızlığın rezilliğini, kokuşmuşluğunu ve çıplaklığını da. .. Ama hiç kimse Kavuşmanın güzelliğini sormasın bana / anlatamam... Ben sana hiç kavuşmadım ki..!
Bilmiyorum dudakların nasıldır... Sıcak mı ateş topu kadar, yoksa soğuk mu Buza kesmiş bir bardak su gibi Kıvrımlarına kırmızı karanfiller mi tutunmuş Küle gizlenmiş kor mu var Tenime değdiğinde dudakların, cemre mi düşer bedenime... Mızrap değen bir saz teli gibi, titrer mi yüreğim bilmiyorum... Ben hiç dudaklarına dokunmadım ki...!
Bir kadını sardığında kolların Ürkek ceylânlar nasıl kurtulur tuzağından... Dolu yemiş yaprak gibi nasıl titrer bir yürek... Ellerin nasıl okşar bir bedeni... Goncalar nasıl güle döner sıcaklığınla / bilmiyorum... Hiç sana sarılıp yatmadım ki...!
Ama hiç kimse / kavuşmayı... İki derenin birbirine karışıp, sarmaş dolaş aktığı yatağın yorgunluğunu Sormasın bana ,anlatamam... Çünkü seninle ben, ayrı kaynaktan doğmuş Sularında hasretleri taşıyan, başka denizlere koşan iki ırmağız... Birbirimize uzak topraklarda tüketirken yılları, aynamızda ayrı gökleri yansıtırız. .. İşte onun için İki dere nasıl karışır birbirine, asıl sığar iki nehir bir yatağa /bilmiyorum... Seninle hiç aynı yatakta coşmadım ki...!
Sen bana /yalnızca Ve sadece kahpe sensizliği sor ... Rezil beklemeyi , özlemeyi sor... Tanrı şahidimdir kurda kuşa, dağa taşa bile anlatabilirim... Demem o ki uzaktaki yakınım, vuslatlara yabancıyım, Ama... Seni özlemenin kitabını yazabilirim...!
inanamadigin, Yenemedigin, üzerinden atlayamadigin korkularin oldum...
Agladigin, bagirdigin ya da sustugun isyanin oldum, sessizce bosalan gözyaslarin,
birikmisligin oldum...
Yüregindeki kadin ben olmak isterken yüregine siginan ve tozlanacak olan bir ani oldum...
Haketmediklerin, artik yeter dediklerin ve herseyin olmak isterken belki de hicbir seyin oldum...
Söylesene ben gercekten senin neyin oldum?
Sesin hep uzaklari cagiriyordu, ben üstüme alindim, sana geldim...
Bilseydim, bana ait olmayan bir seslenisi sahiplenir miydim? simdi bir mevsimlik ask kaldi avuclarimda sadece bir mevsim yasanan ama bir ömür gibi gelen ask...
Kalbime henüz söyleyemedim gittigini, ögrenirse onun da aci cekmesinden korkuyorum...
Seni halen benimle biliyor ve seviyor ama ben kalbime ilk defa yalan söylüyorum...
Gittin!
Sevdamin yokluguna alisabilirim belki ama sesinin uzak yollarin sonunda olmasi acitiyor icimi...
Suskunlugun en büyük silahindi, suskunlugunla vurdun beni asil aci olan, canimi acitan unutulmak...
Söylesene unutulmak kime yakisiyor ?
Unutan sen olsan da sana bile yakismiyor ...
Merak etme, üstüne giydirmedim bu duyguyu, unutulmayan olmak sende daha güzel duruyor...
Görüyorsun iste, ask'a ve sana ihanet etmiyorum benim kirginligim Ask'a...
ßen her geçeN güN çözdüğüNü düşüNdüğüN ama asLa çözemeyeceğiN probLemim....
sağLamam asLa doğru çıkmaz...
ßeNi çözdüğünü düşündüğüN aNda hep £n ßaşa geri döNersiN...
!!!...saNa koLay geLsiN.. !!!
Kendini kandırma kızım!
Ne sanıyorsun sen hayatı pembe bir eLbisemi ,
Bıkmadın mı etrafa
Pembe gözLükLerLe bakmaktan
PoLyannacıLık oynamaktan?
Geçmio işte acıLar
Kaç kez anLatıcam sana
Ne o küçük hanım niçin bu yaşLar?
AğLama PaLyaço Makyajın Akar!...